SİZİN HİÇ ENGELLİ BİR ARKADAŞINIZ VAR MI? Benim var…Ortopedik engelli olmasına rağmen yaşama sımsıkı sarılmış, üretmekten, çalışmaktan ve topluma faydalı olmaktan asla vazgeçmemiş bir arkadaşım var.
Eşit yurttaşlık, erişilebilir bir yaşam, nitelikli eğitim ve insanca çalışma koşulları… Engelli bireylerin talepleri bir ayrıcalık değil, en temel haklarıdır.
Bazı insanlar vardır; yalnızca birlikte çalışmaz, hayata nasıl bakmamız gerektiğini de öğretir. Benim engelli bir arkadaşım var. Tüm yaşamını engelli hakları, sivil toplum faaliyetleri ve kurumsal çalışmalar içinde geçirmiş. Emekli bir Sosyal Hizmetler Müdürü. Ulusal ve uluslararası birçok projede koordinatörlük yapmış, yıllarını toplumsal fayda üretmeye adamış bir insan.
Onunla dostluğumuzda ve birlikte yürüttüğümüz çalışmalarda hayata dair çok şey öğrendik. Bazı meseleleri gereğinden fazla dert etmemeyi, merdivenleri çıkarken yavaşlamayı, yolda yürürken acele etmemeyi… Kısacası hayatın yalnızca bir yerlere yetişmekten ibaret olmadığını, bazen durup etrafımıza bakmamız gerektiğini öğrendik.
İleri yaşına rağmen bugün de engelli ve yaşlılara yönelik kurumsal çalışmalarda sosyal hizmet gönüllüsü olarak görev yapıyor. Aktif siyasetin içinde yer alıyor, ülkesi için bir şeyler üretmeye gayret ediyor. Kendi engelliliğini hayatın önüne bir engel olarak koymadan sosyal yaşamın içinde var olmaya devam ediyor.
Onun yaşamı bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: İnsanları engelleriyle tanımlamak yerine, emekleriyle, fikirleriyle ve topluma kattıkları değerle değerlendirmek gerekiyor.
Peki, biz toplum olarak bu anlayışın gereğini yerine getirebiliyor muyuz?
YASALAR VAR, PEKİ YA HAYATIN İÇİNDEKİ ENGELLER?
Türkiye’de engelli hakları konusunda yıllar içinde önemli yasal adımlar atıldı. 2005 yılında kabul edilen 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, bu alandaki temel düzenlemelerden biri oldu. Engelli haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler de Türkiye’nin hukuk sisteminde yer aldı.
Ancak mevzuatta yer alan hakların günlük yaşamda karşılık bulması, en az yasal düzenlemeler kadar önemli.
Aradan geçen yıllara rağmen erişilebilirlik ve ulaşılabilirlik sorunları birçok alanda engelli bireylerin karşısına çıkmaya devam ediyor. Binalar, kaldırımlar, toplu taşıma araçları, kamu hizmetleri ve sosyal alanlar herkesin eşit biçimde kullanabileceği şekilde düzenlenebiliyor mu?
Bir tekerlekli sandalye kullanıcısının kaldırıma çıkamadığı, görme engelli bir vatandaşın güvenle yürüyemediği, işitme engelli bir bireyin kamu hizmetlerine erişirken iletişim engelleriyle karşılaştığı bir şehirde gerçek anlamda eşitlikten söz edebilir miyiz?
Bakım güvencesi meselesi de üzerinde durulması gereken başlıklardan biri. Engelli bireylerin ve ailelerinin geleceğe güvenle bakabilmesi için sosyal desteklerin, bakım hizmetlerinin ve ekonomik güvencelerin sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması gerekiyor.
Yasal hakların varlığı elbette önemlidir. Ancak asıl mesele, bu hakların vatandaşın hayatında ne ölçüde karşılık bulduğudur.
ENGELLİ KARDEŞLERİMİZ NE İSTİYOR?
Aslında talepleri son derece açık. Ayrıcalık değil, eşitlik istiyorlar.
Öncelikle engelliliğin önlenmesine yönelik tedbirlerin güçlendirilmesini istiyorlar. Anne karnından itibaren çocukların sağlıklı gelişimini destekleyen sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını, erken tanı ve müdahale imkânlarının geliştirilmesini bekliyorlar.
Sağlık hizmetlerinde adalet istiyorlar. Engelli sağlık kurulu raporlarında karşılaşılan farklılıkların giderilmesini, ihtiyaçları daha doğru değerlendiren adil ve kademeli bir sistemin oluşturulmasını talep ediyorlar. Ortez ve protez ihtiyaçlarının, tedavilerinin ve ilaçlarının ekonomik kaygı yaşamadan karşılanabilmesi onlar için hayati önem taşıyor.
Çünkü engellilik bazı insanlar için geçici bir dönem değil, yaşam boyu devam eden bir durum. Çocukluk çağında başlayan sağlık ihtiyaçları, yıllar boyunca süren tedaviler ve yenilenmesi gereken tıbbi cihazlar ailelerin bütçesi üzerinde ciddi bir yük oluşturabiliyor.
İyi bir eğitim ve bağımsız bir yaşam istiyorlar. Engelli çocukların eğitim sisteminin dışında kalmadığı, her bireyin yeteneklerine ve ihtiyaçlarına uygun eğitim alabildiği bir düzen bekliyorlar. Mesleki eğitimin geliştirilmesini, kamu kurumlarının, özel sektörün ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle istihdam olanaklarının artırılmasını istiyorlar.
Korumalı iş yerleri ve destekli istihdam modelleri de bu süreçte önemli araçlar olabilir. Amaç yalnızca bir iş bulmak değil; kişinin emeğiyle üretmesi, ekonomik bağımsızlığını kazanması ve toplumsal yaşamda kendine güvenle yer alabilmesidir.
İş hayatında eşit fırsatlar istiyorlar. Engelli çalışanların yalnızca belirli görevlerde tutulmadığı, eğitimlerine, deneyimlerine ve yeteneklerine göre kariyer basamaklarında ilerleyebildiği bir çalışma ortamı talep ediyorlar.
Bir insanın engelli olması, onun yönetici olmasına, uzmanlaşmasına veya sorumluluk üstlenmesine engel değildir. Önemli olan, çalışma ortamlarının erişilebilir hâle getirilmesi ve fırsat eşitliğinin sağlanmasıdır.
Siyasette ve karar alma mekanizmalarında temsil edilmek istiyorlar. Kendileri hakkında alınan kararlarda söz sahibi olmayı, siyasi yaşamda eşit koşullarda yer almayı ve deneyimlerini karar süreçlerine yansıtabilmeyi istiyorlar.
Engellilik politikalarının yalnızca engelli bireyler adına hazırlanması yeterli değildir. Bu politikaların hazırlanmasında engelli bireylerin ve onları temsil eden kuruluşların doğrudan söz sahibi olması gerekir.
Engelli haklarının koordinasyonunu güçlendirecek kurumsal bir yapılanma talebi de bu çerçevede değerlendirilmeli. İster ayrı bir bakanlık modeli ister güçlü ve etkili bir kurumsal koordinasyon sistemi olsun, önemli olan sorumlulukların açık, hizmetlerin erişilebilir ve uygulamaların denetlenebilir olmasıdır.
ASIL MESELE, TOPLUMSAL HAYATI HERKES İÇİN DÜZENLEMEK
Bütün bu taleplerin ortak bir noktası var: Engelli bireyler, toplumsal yaşamın dışında tutulmak istemiyor.
Eğitimden sağlığa, ulaşımdan istihdama, siyasetten kültür ve sanata kadar hayatın her alanında eşit yurttaşlar olarak var olmak istiyorlar.
Burada önemli bir anlayış değişikliğine ihtiyacımız var. Bir binanın yalnızca merdivenlerle yapılması, bir kaldırımın tekerlekli sandalye kullanan bir vatandaşın geçişine izin vermemesi ya da bir kamu hizmetinin engelli bireylerin ihtiyaçları düşünülmeden tasarlanması, sorunu yalnızca o kişinin üzerine yükler.
Oysa mesele, kişinin hayatını mevcut engellere göre şekillendirmesi değil; toplumsal yaşamın herkesin katılımını mümkün kılacak biçimde düzenlenmesidir.
Erişilebilirlik bir lütuf değildir. Eğitim bir ayrıcalık değildir. Sağlık hizmetlerine ulaşabilmek, çalışmak, üretmek, karar alma süreçlerine katılmak ve bağımsız yaşamak birer temel hak meselesidir.
Belediyelerden kamu kurumlarına, özel sektörden sivil toplum kuruluşlarına, siyasi partilerden vatandaşlara kadar herkesin bu konuda sorumluluğu var.
Çünkü engelli hakları yalnızca engelli bireylerin meselesi değildir. Bu konu, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizin de göstergesidir.
SİZCE ÇOK ŞEY Mİ İSTİYORLAR?
Bir insanın güvenle yürüyebilmesini, eğitim alabilmesini, çalışabilmesini, sağlık hizmetlerine ulaşabilmesini ve ülkesinin geleceğinde söz sahibi olabilmesini istemesi çok şey istemek midir?
Bence hayır.
İstenen şey, herkes için geçerli olması gereken hakların engelli bireyler için de hayata geçirilmesidir. İstenen şey, kimsenin başkasına bağımlı olmak zorunda kalmadığı, ihtiyaç duyduğunda destek alabildiği ve kendi hayatı hakkında karar verebildiği bir toplumdur.
Yazımın başında sözünü ettiğim arkadaşım, yıllardır çalışarak, üreterek ve toplumsal sorumluluk üstlenerek bunun mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak bir kişinin azmi, toplumun ve kurumların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Engelli bireylerin karşılaştığı sorunları yalnızca kişisel mücadeleyle aşmalarını bekleyemeyiz.
Asıl görevimiz, o mücadeleyi kolaylaştıracak koşulları oluşturmaktır.
Son sözüm şu olsun: En yakınınızdan başlayarak bir engelli bireyin hayatına dokunun. Onu dinleyin, ihtiyaçlarını anlamaya çalışın, hayatı ve deneyimleri paylaşın. Bunu yaparken acıma duygusuyla değil, eşitlik ve dayanışma anlayışıyla hareket edin.
Belki o zaman günlük hayatın içinde büyüttüğümüz bazı sorunların aslında ne kadar küçük olduğunu daha iyi anlayacağız. Belki de hayatın değerini, birbirimize destek olduğumuzda ve kimseyi geride bırakmadığımızda daha iyi kavrayacağız.
Engelleri büyütmek yerine dayanışmayı büyütelim. Ayrıcalık değil, eşitlik sağlayalım. Çünkü herkes için erişilebilir bir yaşam, herkes için daha yaşanabilir bir toplum demektir.
Sevgiyle kalın.
Ensar yazar — Diğer Yazıları
İNSAN OKUDUKÇA GELİŞİR
Yazının icadından günümüzün dijital dünyasına uzanan insanlık yolculuğunda, bilgi her zaman gelişimin temel taşı oldu.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı. Görüşünüzü ilk paylaşan siz olun.